BOSNA HERSEK: MARŞ MİRA

 

O kadar bizim, o kadar bizden ve o kadar bize ait…

Bosna’ya neden gittim ? öncelikle bunu açıklamak istiyorum zira bu yazımdan turistik  bir gezi yazısı beklentisine girilmesini istemem. Türkiye’de İHH İnsani Yardım Vakfının öncü olduğu, maddi ve manevi anlamda destek olduğu, Marş Mira yürüyüşü sebebiyle Bosna yollarına düştüm.

“Marş Mira nedir ,hep kulağımıza geliyor. ” diyenler için minik bir açıklama yapayım dostlar.

Marş Mira: Srebrenitsa katliamın yıl dönümünde 8 – 11 temmuz tarihleri arasında gerçekleştirilen yürüyüş. Katliamda yaşamlarını kaybedenleri anmak için dünyanın bir çok yerinden bir araya gelen aktivistlerin gerçekleştirdiği, Saraybosna’dan başlayıp Srebrenitsa’da son bulan yaklaşık 110 kilometrelik zorlu bir yürüyüştür.
Srebrenitsa katliamından kaçmayı başaran insanların Saraybosna’ya gelebilmek için kullandıkları güzergahı tam tersi yönde Saraybosna’dan Srebrenitsa’ya yürüyerek katliamın izlerini görmek, yaşananları unutturmamak için yürüyüşe katılan yaklaşık 6 bin kişi var. Her yıl bu sayı katlanarak artıyor.
Yürüyüş  her gün yaklaşık 35 km yol alıyor, geceleri ise ormanlık bölgede belirlenen yerlerde kamp kurup geceliyorlar. Son gün 11 temmuz’da Srebrenitsaya varıldığında Potoçari anıt mezarına o yıl içinde bulunan soykırım kurbanlarının toprağa verilmesi için yapılan toplu cenaze töreni ve namazı ile son buluyor.

Ben ve grup arkadaşlarım uçak bileti bulunamaması sebebiyle yürüyüşe 2. gün katıldık. Bosna topraklarına indiğimizde öğle yemeği için direk otele geçecektik.Önceden ayarlanan otobüs ile otelin yolunu tuttuk.Daha o saniyeler savaşın izlerini gördük. Evlerin üzerindeki mermi izleri duruyordu.Boşnaklar soykırımın unutulmaması  ve ibret olması için herhangi bir tadilat yapmadıklarını söylüyorlarmış.

DSC_0319.JPG

Hayatımda ayaklarımın ağrımasından,üstümün çamur olmasından,uykusuz kalıp her anına değdi dediğim şükrettiğim nadir zamanlardandı herhalde. Önceden ince eyleyip sık dokuyup aldığımız yürüyüş ayakkabılarımız,ortopedik sırt çantalarımız, ıslanmamak için aldığımız yağmurluklar,asla aç kalmamak için aldığımız tonlarca kuru yemişler ,aburcuburlarla zulme uğrayan kardeşlerimizi anlamaya,anmaya çalıştığımız yürüyüşe başladık.

Bismillah.

Sabah kahvaltımızı yaptıktan sonra ağır yüklerin olduğu çantalarımızı arabayla yollayıp yanımıza minik sırt çantası, yağmurluk ve şemsiyelerimizi aldık.  Sabah kahvaltıyla beraber dağıtılan öğle yemekleri’de çantalarımızdaydı. Aç kalmayacağımızı garantilemiştik. Sıranın başında bir kaç abi ve gençler, hemen ardında kadınlar ve arkasında erkekler olarak marş mirayı tutturduk.Yürüyüşe başladıktan bir saat sonra Müslümanlara ait evlerin önünde stantlar açılmış ve yürüyüşe katılanlara kahve,çay, bisküvi, börek vb. yiyecek içecekler ikram ediliyordu. İlk standı gördüğümde ne kadar misafirperver bir aile demiştim yürüyüş bittiğinde ise ne kadar misafirperver bir ülke dedim. Yürüyüşün en güzel yönlerinden biri o zamanlarda bu zulmü yaşamış, şahit olmuş insanların ağzın’dan yaşadıklarını dinlemek veya onların çocuklarından,yakınlarından.

Dinlediklerimden birkaçını sizlerle paylaşmak istiyorum.

  1. Savaş sırasında vahşetten dolayı deliren insanlar vardı koca koca kadın oyuncak bebek, dondurma istiyordu o esnada. Delirenler arasında intihar edenler ve saçlarını kesenler vardı.
  2. Kız kardeşim bu yolda tam 6 ay geçirdi sırtında daha yaşına girmemiş bebeği vardı.Yolda karnını doyuracak yemek bulamadı yeri geldi kendi pisliğini yedi ,idrarını içti.
  3. Eliyle şu yaştan bu yaşa kadar bütün çocuklara,kadınlara tecavüz ettiler. 10 yaşından 60 yaşına kadar bütün kadınlara tecavüz ettiler.
  4. Daha önce Marş Miraya katılan abi anlatıyor: ” tecavüz mağduru bir kadın kendisine tecavüz eden kişinin yakalanması için mahkemeye başvurduğunu anlattı. Ancak mahkemenin, bu kişinin adresinde bulunamadığını söylemiş. Mağdur kadın, “ben  tecavüzcümle birlikte resim çektirdim. O kişi bana tecavüz ettiğini bilmiyordu. Ancak ben bu kişiyi hiç unutmadım. Çektirdiğim bu resmi mahkemeye sundum. Adresini, ismini verdim, hala sonuç alamadım… “

Dinlediklerimi  yazmayı midem almıyor.Daha nice vahşet… Yürüyüş boyunca daha çok kadınlara tecavüz edilmesiden ve kadınların neler çektiğinden konuştuk dinledik.

Bakira Haseçiç yazısında  tecavüzlerin kanlı savaşın stratejisinin bir parçası olduğuna işaret ederek, şunları yazıyor: “Tecavüzler sistematik yapıldı. Çünkü savaş stratejisini yapanlar Müslüman Boşnakların aile yapısını çok iyi biliyorlardı. Bu nedenle sistematik bir tecavüzün Boşnak toplumuna vereceği zararı da iyi biliyorlardı. 11 ile 60 yaş arası on binlerce çocuk ve kadına tecavüz edildi. Tecavüzler sonucu birçok evlilik son buldu. Birçok kadın memleketinde yaşamayıp gurbete gitti. Yine tecavüzler sonucu hamile kalan çok sayıda kadın doğan çocuklarını çeşitli devlet kuruluşlarına verdi. Bu durum Boşnakların aile yapısına en büyük darbeyi vurdu. Bunun sonucunu ilerleyen yıllarda daha acı bir şekilde göreceğiz.”

Yürüyüşte bir çok kişinin yanında bir yoldaşı var haliyle muhabbet ederek gidiyorsun bazen konular Bosnayı alıp gidiyor özel hayatlar oluyor kendi aramızda gülüyoruz eğleniyoruz sonra pat bir toplu mezar uyarı gibi yürüdüğümüz yol,topraklar bizi kendimize getiriyor. Neden geldiğimizi hatırlatıyor. Şükürsüzlüğümüzü, ibret alamayışımızı,ümmete olan gamsızlığımızı yüzümüze vuruyor.

İlk gün öğleden sonrası oldukça zordu yağmurdan dolayı patika yollar oldukça çamurluydu,yeni bir yol açılmış daha tamamlanmadığı için her yer çamur olmuştu o kadar zordu ki bir an o yol hiç bitmeyecek sanmıştım bastığım yere ya saplanıyorum yada kayıp gidiyorum. Sürekli düşen vücudunda morluklar oluşan arkadaşlar, ayakları parçalananlar… Karnım tok ayağımda yürüyüş ayakkabısı yardım eden arkadaşlar olmasına rağmen dişlerimi sıka sıka o yoldan çıktım çamurlu yol bittiğinde çenemde ağrı vardı. İşte o an düşünüyorsun bu insanlar arkalarında firavunlar yanlarında çocukları,karınları aç parçalanmış vücutlarıyla bu yolları nasıl yürüdüler. Ağladık. Her toplu mezarda her fatiha okuyuşumuzda… En çok Allah’a ne hesap vereceğiz diye…

Bir abi diyor ki : Geçen yıl yürüyüşte bir amca anlatıyor. Sırtımda yaralı götürüyordum arkama bile bakmıyordum,yola o kadar odaklanmışım ki sırtımdaki adamın öldüğünü fark etmemişim,  20 veya daha fazla saat sırtımda ölü birini taşımışım.

Birinci gün yürüyüş bittiğinde çadırları kurduk o kadar yorulmuşum ki kendi valizimi nasıl buldum nasıl çadırın içine uyku tulumunu yerleştirdiğimi hatırlamıyorum. Hatırladığım diz kapaklarına kadar çamura bulaşmış etekler,ayakları patlamış insanlar.. Hala o akşam ne yemek yediğimi hatırlamıyorum. Aralıksız uyudum yattığım ıslak zemine rağmen.

2. gün kahvaltıyı yapıp çadırları topladıktan sonra tekrar yola koyulduk o gün yol daha iyiydi daha rahat ve kolaydı.

Bu arada muhteşem bir doğası var o kadar yeşil ki o kadar temiz bir havası var ki Karadeniz yaylalarından farkı yok. Uzun zamandır hiç içmediğim lezzette su içtim çok fazla çeşme vardı.  “Lezzetli su olur mu abi ?  “diyenlere var tabi abii. İnsan bazen doğanın güzelliğine kapılıp gidiyor unutuyor acıları.

2. günün sonunda  Potocari Anıt Mezarlığına geldik burada kamp kuracaktık ertesi günde kimlikleri teşhis edilmiş şehitlerin cenaze namazı kılınacaktı. Topluluğa yetişebilirseniz salavatı şerif ile mezarlığa giriş yaparsınız. Kaçırılmaması gerekiyormuş biz kaçıranlardan olduk maalesef. Biz o yola girdik mezarları gördük ki orası bizim için şehitlik. Mezarlıkta kadınlar mezar taşlarının dibine oturmuş ağlıyorlardı işte  o an içimize ateş düştü. Tarif edemiyorum. Yürek dayanmaz bu acıya. Kampı  Vicdan konvoyuna katılan bir kadının çalıştığı misafirhanenin bahçesine kurduk. Dere kenarıydı çamurlu elbiselerimizi ayakkabılarımızı temizledik sonra herkes yemeğini yedikten sonra uyudu.

Ve 11 temmuz…  Şehitler için kazılmış 35 tane mezarlık  başlarında akrabaları röportaj yapmak isteyen bir gram acıdan anlamayan bir sürü muhabir. O an mikrofonları kameraları başlarına geçirmek istedim.. Tabutların içinde sanmayın bütün kemikleri var yok öyle bir dünya…  Bazılarının 5 bazılarının 4  bazılarının ise sadece 1 tane kemiği var. Düşünsenize, aklınız kalbiniz alabiliyor mu sadece yalnızca bir tane kemikle eşinizi,çocuğunuzu toprağa veriyorsunuz.WhatsApp Image 2018-07-17 at 22.22.41.jpeg

Her yıl çok az kişinin kimliği teşhis edilebiliyor. Bir çok kişinin daha mezarı yok. Kimliği teşhis edilenler. İlanlarla haber veriliyor.

DSC_0009

Cenazeler defnedilmeden önce anıt mezarlıkta kuran okundu dualar edildi,soykırım ile ilgili basın açıklaması yapıldı.Biz bu esnada  mezarlığın tepe bir yerindeydik. Mezarların başında ağlayan kadınları görünce dayanamıyorsun sarılıyorsun. Beraber ağlıyorsun. Bir an her mezarın başındaki kadına sarılmak onun acısını paylaşmak istiyorsun. Tarifsiz bir atmosferi var.DSC_0131.JPG

Cenazeler defnedilip namazlar kılındıktan sonra hep beraber akü fabrikasına gittik.

Sırp güçleri, o dönem Avrupa’nın en güçlü dördüncü ordusu kabul edilen Yugoslavya ordusunun tüm olanakları ile kuşattıkları bölgede bir türlü hakimiyet kuramıyordu. Srebrenitsa direnişin merkeziydi. Tanklara, toplara karşı yapılan direnişin mucizesi duyuldukça, çevre köy ve şehirlerde yaşayan Boşnaklar kente akın etmeye başlamış.
BM bu sırada tarihinin en utanç verici kararına imza atmış, Srebrenitsa dahil 6 bölge ‘güvenli’ ilan edilmişti. Bu, direnişçilerin elindeki zaten az olan silahların alınması demekti. Boşnaklar bu karara çok itiraz etti. Sırp komutanı General Radko Mladiç’i ve amaçlarını çok iyi biliyorlardı. BM, bölgeye gönderdiği 400 Hollandalı asker ile güvenliği sağlayacaktı. Hollandalı askerler ve komutanları Thom Karremans olayın ciddiyetini bilmiyor yada bilmemezlikten geziyordu.
Radko Mladiç, silahsızlaştırılan Srebrenitsa’ya saldırılarını sıklaştırmıştı. Boşnakların toplanan silahlarını geri almak için yaptıkları başvuru, Thom Karremans tarafından reddedildi. Eğer Sırplar kente yaklaşırlarsa BM’ye ait savaş uçakları tarafından bombalanacaklardı. Ancak BM yalnızca iki F-16’yı kent üzerinde uçuş yaptırmakla yetindi. Hollandalı askerler bir gece yarısı Bosna’daki BM Barış Gücü komutanı Fransız generalden aldıkları emir doğrultusunda kenti boşalttılar. Hollandalı Komutan Thom Karremans kendisine sığınan 25 bin mülteciyi ve şehri Sırplara teslim etti. Kentin teslim edilmesi sırasında, Mladiç ve Karremans karşılıklı kadeh tokuşturarak birbirlerine hediyeler bile vermişler. Bu utanç anı hem BM’nin hem de Hollanda’nın tarihine kara bir leke olarak geçti.

srebre.jpg

11 Temmuz 1995 günü Radko Mladiç, silahlarından arındırılmış kente hiç zorlanmadan girdi. Önce halkı daha önce mültecilerin barındığı akü fabrikasında topladı. Kadınları ve erkekleri ayırdı. 7’den 70’e tüm Boşnak erkeklerin ölüm yolculuğu başlıyordu. 13 bin kişi son bir ümitle dağlara kaçtı. Geri kalanlar ise fabrikada insan aklının alamayacağı işkencelerle ve yöntemlerle öldürüldü.  Fabrika biz girdiğimizde  boştu neredeyse bir çok makine garip bir şekilde kaldırılmış bir şekilde yok edilmiş.  Geniş alanda fotoğraflar vardı.Bir kaç tanesini sizinle paylaşmak istiyorum.

DSC_0156.JPG

Fabrikada yaklaşık 10 metrekarelik bir oda vardı. Bu odaya insanları aldığı kadar doldurup orada önce odaya gaz bombası atıp ardından insanları silahlarla öldürmüşler . Şuan duvarda mazlumların kanı şahit kalmış o anlara.

46b68492-2752-4a5f-89cb-14513f6d8eca

Fabrikada asit kazanlarının olduğu bir yer vardı, sanırım çok uğranılan bir yer değildi kapı aralığında eğilerek girdik. Sırpların asit kazanlarına insanları attığı söyleniyor onlar her ne kadar bunu inkar etselerde… Zaten Bilge Kral diyor: bu soykırım dört aşamalı daha bitmedi 1. insanları katlettiler. 2.inkar ettiler.3.unutturmaya çalışacaklar. 4. Tekrar soykırım yapacaklar. Öyle doğru bir teşhis ki o fabrikadan katliamın şahidi olan içinde izlerin olduğu makinaları götürerek unutturmaya çalışan onlar değil mi? Hala komşusunun yüzüne bakıp pişkin pişkin daha bitmedi diyen onlar değil mi?DSC_0178.JPG

(ASİT KAZANLARI)

Akü Fabrikasından çıktıktan sonra  direk otele geçtik trafikten dolayı akşamı buldu. ertesi gün için şehir merkezi gezilme planı yapıldı.

ilk gidilen yer Mostar köprüsü oldu.  Daha köprüyü görmeden  koca bir haçı gördük tepesinde. Bununla ilgili Aliya’nın bir anısını da dinledik.

Bosna Savaşı esnasında, Osmanlı yadigarı Mostar Köprüsü’nün bulunduğu Mostar şehrinde Hırvat komutanla görüşen Aliya İzzetbegoviç’e, komutan, tehdit havasında dağın tepesine dikilen devasa büyüklükteki haç’ı göstererek “Bak, biz haçı nasıl diktik. Şimdi sizin hilalden daha yukarıda bir haçımız var. Bunu kaldırmaya gücünüz yeter mi?” diye manalı bir soru sorar. Aliya İzzetbegoviç de, bu söz karşısında meseleyi gülümseyerek geçiştirir,“Hele bir gün geceye dönsün”der.
Akşam karanlığı basınca da onu dışarıya davet edip işaret parmağını göğe kaldırarak tüyleri diken diken eden şu sözleri söyler: “Sayın komutan, şimdi sen de bir semaya bakıver! Şu hilali ve yıldızı görüyor musunuz? Senin onları yok etmeye gücün yeter mi? Ne kadar yükseklere haç dikseniz de onu geçemezsiniz ve asla onu oradan da indiremezsiniz. Onlar semada olduğu müddetçe biz de inşallah varlığımızı devam ettireceğiz!..”

 

DSC_0354.JPG

WhatsApp Image 2018-07-17 at 22.18.53

DSC_0291.JPGDSC_0295.JPG

Mostar’ın hemen yanında hediye alabileceğiniz minik bir çarşısı var bence buradan alınabilecek güzel bakır kolyeler var. Bu arada oldukça pahalı bir ülke. Çarşı içinde dışında bolca cami bulabilirsiniz buna karşın aynı şekilde kilisede bolca var. Haçın ve hilalin kavgası var. Camilerin çoğu Osmanlıdan kalma ve oldukça eski içinde dua etmek,namaz kılmak eşsiz.

Mostar şehrini gezerken Küçük Mostar köprüsünü de görebilirsiniz.Köprünün inşaatı Türk Firması tarafından yapılmış. Yeniden açılışını da Prens Charles yapmış. Asilliğimizden gündeme getirmiyoruz.

DSC_0345.JPG

Mostar’dan sonra kalbimi orada bıraktığım tekkeye gittik.

Blagay Tekkesi: Blagay, Mostar’ın içinden de geçen ve Bosna-Hersek’in en büyük nehirlerinden biri olan ‘’Neretva’’nın önemli kollarından biri olan ‘’Buna Nehri’’nin doğduğu yer. Küçük bir yerleşim birimi olan Blagay’ı önemli kılan ise hemen su kaynağının bulunduğu mağaranın yanı başında bulunan Blagay Tekkesi. Bölge  Osmanlıların eline geçtikten sonra muhteşem bir doğaya sahip bu bölgede kurulan bu tekke Bosna’nın yerel halkı olan Boşnakların  hızla Müslüman olmasında çok önemli bir yere sahip. Tekkenin içinde her yerin fotoğrafını  çekmeye çalışmayın bence kendinize sakin bir yer bulun Kuran okuyun yada dinleyin…

DSC_0386.JPGDSC_0403.JPG

Kovaçi Mezarlığı: Savaştan önce mezarlığın olduğu yer  çocuk parkıymış . Nereye bomba az düşüyorsa orası şehitliğe dönüştürülmüş.Çünkü başka bir lüks yok, günde 1000-3000 arası şehre bomba düşüyor en az bomba düşen yere yapmak zorundasın. Mezardakilerin  çoğu 18-20-25 yaşlarında. Her mezar taşında Bakara 154. sure yazıyor. Radovan Karadzic savaş başladığında şehitliğin karşısındaki tepeden medyayı çağırıp  şu sözleri söylüyor: “Biz ikindi kahvesini baş çarşıda içeceğiz. “. Onların bir planı vardı Allah’ında bir planı vardı.Allah büyüktür. Hiç kimsenin Boşnaklara kazanma ihtimali vermediği herkesin söylediği en fazla bir ay  daha fazlasına dayanamazlar diyordu. Onların 3.5 saatte gireceğiz dediği çarşıya aradan 3.5 yıl geçiyor giremiyorlar.Bomba düşmemiş bir ev yok bu şehirde. Yeryüzü bizim için bir Mescid sizde Bosnayı gezin ibret alın.

Oradaki abi söyle söylüyor: “Sizler neye sahip olduğunuzun farkında olsanız yürüyüşünüz değişir. ” Türkiye müslümanların kalesi Türkiye’de olan bir sorun şuan tüm ümmet coğrafyasını etkiliyor. Sahip çıkın diyor.

 

WhatsApp Image 2018-07-17 at 22.18.23

WhatsApp Image 2018-07-17 at 22.18.24

(ALLAH’IN KULU ALİYA’NIN KABRİ)

BAŞ ÇARŞI: Baş çarşıya akşam gidebildiğimiz için çok fazla fotoğraf çekemedim elimde olanlar bunlar. Oldukça pahalı fakat bir o kadar da güzel bir çarşı. Kesinlikle kahve için.

WhatsApp Image 2018-07-17 at 22.18.20WhatsApp Image 2018-07-17 at 22.18.12WhatsApp Image 2018-07-17 at 22.18.11WhatsApp Image 2018-07-17 at 22.18.15

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: